
Saatte kırk beş km,
Gidiyorum.
Yorgun bedenim vuruyor,
Yansıması dikiz aynasına.
Altımda asfalt
Bilmiyorum ne halt yediğimi
Bilmiyorum,
Gidiyorum.
Bir sokaktan geçiyor
Parıltılar gözbebeklerimin altına
Ruhuma doğru akıyor
Anılarıma açılıyor.
Arkadaş, can dediğim
Hayatımdaki güzellikleri sahiplendiğim
Ve sevdiğim zamanlara açılıyor.
Sorular içimi yerken bile
Nefrete yer vermiyor
Nedenleri sormamak ile
Konuşamamak sadece.
Bir çocuğun hayallerine sahip
Gururla taşıyan ve yaşayan
Çünkü hayallerim içinde onlar.
Onların elinde boynuma dolanmış ip,
Ayaklarımın altında geleceğim,
Önümde Parıltılar,
Yok oluyorum onların hayallerinde.
On iki aralık ikibinyedi
Kaybolan ben
‘Unut ve devam et’ dedi
Bir telefon uğruna,
Değersiz bir günü bekleyerek.
Arkadaş, canım dediklerimin uğruna,
Hayatımdaki güzelliklerin uğruna,
Kaybetmek korkusuna,
Kaybedilmek ve unutulmak.
Önümde Parıltılar,
Yok oluyorum onların hayallerinde.
Önümde zaman çok
Ama onlarsız olmuyor
Parıltılar önümde ya
İhtişam önümde
Hayallerim önümde
Ama hepsi yok oluyor.
On iki aralık ikibinyedi,
O gün bir esmer kedi
Başımı çok kötü deldi
Ve yavaşça yedi
Ama bir anda çıkıverdi
Ruhumu sulayan mavi gözlü
Bir esmer kedi
Hayatımda çıkıverdi
Özleyecek bu gözler ve yaşlar
O deli mi deli kediyi
Hiç sormayacak sözler ve dudaklar
Neden mi diye
Neden mi?
Ah o parıltılar!
O parıltılı günler ah!
Hayallerinizde olmayı özleyecek
Yağmurun toprağa,
Doğunun batıya,
İnsanın tanrıya,
Bağı gibi
Acı ile kopacak ‘Hayallerimin Bağları’
Saatte kırk beş km,
Bilmeyerek gidiyorum.
Gözlerim kamaşıyor ama
Güneş doğmuyor
Güneş doğmayacak
Güneş,
O gün son kez doğdu…
İsmail Andaç Iltar
10.04.2008 01.55
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder