O kadar yalnızmışız ki;
Yaratılmış bir mezar, dünya.
Öngörülmemiş, bir tek bile rüya.
Sonradan öğrenmişiz,
Ölümü kokluyormuşuz güya.
O kadar yalnızmışız ki;
Dokunamazmış birbirlerine tenler,
Soğurmuş ve tutsak kalırmış.
Aynıymış hep sonlar,
Yalnız biten.
O kadar yalnızmışız ki;
Her uzandığın zaman koca güne.
Batarmış yüreğine hovarda bir diken.
Alıp götürürmüş seni,
Tutunamadığı ruhlarla birlikte, düne.
O kadar yalnızmışız ki;
Gün ısrar ettikçe doğmaya,
İnsan özgürlük diye bağırırmış,
Sesi geleceği sürüklermiş sanki.
Ama her baktığında aynaya,
Bulamazmış,
Yapayalnız iki gözün ışığından başka.
O kadar yalnızmışız ki;
Yalnızlık koyup gidermiş insana,
Yalın bir yağmur gibi.
Yaslanmak istermiş bir yana.
Savaş alanında gibi yaslanmak,
Silah arkadaşına, ölüm yoldaşına.
Ruhun bulanırmış gibi kana.
Yola devam etmek istermiş, yan yana.
Tek istediği;
O koyup gitmeden,
Gitmekmiş sonsuzluğuna.
O kadar yalnızmışız ki;
Bunca gerçeğin tesirine rağmen,
İhtişamla kaybolurmuş insan,
Sadece hedef ve amaç,
Sahiplendiklerinin önünde kalan.
Tek bir yamaç,
Onları birbirinden ayıran
Ve yalnızlığı yaşatan.
Onca nefretle kalmış duygular,
Kurtulmak istenirmiş ya;
İhtişamla, saltanatla,
Gösterişin büyüsü,
Ve elde etmenin tutkusuyla.
Satarmış insan karşılığında,
Bile bile koşarmış yalnızlığa.
İşte o kadar yalnızmışız ki;
Sığdıramamış hiçbir zaman insan;
Bir bedene iki ruh,
Bir yaşama binlerce yaşatılan an.
Sığdıramamış.
İsmail Andaç Iltar
29.04.2008 01.55
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder