29 Nisan 2008 Salı

Yarınsız bir gelecek...



Gölgelerin soğukluğunda bir kalp,
Yalnız sokaklara düşen yağmur gibi,
Sessiz ve beklentisiz düşer yere.

Kemanların gözyaşlarıyla uyurum her gece.
Ve rüyalarımdaki kahramanların ölüşünde,
Bırakırım onları, gökkuşağının uzandığı şelalelere.

Yıldızların arasında ki bir uçurtmada,
Salınırken boşlukta bir martıyla,
Hislerini kıskanırım, bu cansızlıkta.

Kelebek olurum belki bir günlüğüne.
Uçabileceğim her yere, kendi ezgilerimle,
Savaşırım sizinle, yarınsız bir gelecekte.

İsmail Andaç Iltar

14.03.2004 04.22


Şubat 1968. Güney Vietnam Polis Şefi Nguyen Ngoc Loan, Viet Kong'lu olduğundan şüphelendiği genci öldürürken...

28 Nisan 2008 Pazartesi

O kadar yalnızmışız ki;



O kadar yalnızmışız ki;
Yaratılmış bir mezar, dünya.
Öngörülmemiş, bir tek bile rüya.
Sonradan öğrenmişiz,
Ölümü kokluyormuşuz güya.

O kadar yalnızmışız ki;
Dokunamazmış birbirlerine tenler,
Soğurmuş ve tutsak kalırmış.
Aynıymış hep sonlar,
Yalnız biten.

O kadar yalnızmışız ki;
Her uzandığın zaman koca güne.
Batarmış yüreğine hovarda bir diken.
Alıp götürürmüş seni,
Tutunamadığı ruhlarla birlikte, düne.

O kadar yalnızmışız ki;
Gün ısrar ettikçe doğmaya,
İnsan özgürlük diye bağırırmış,
Sesi geleceği sürüklermiş sanki.
Ama her baktığında aynaya,
Bulamazmış,
Yapayalnız iki gözün ışığından başka.

O kadar yalnızmışız ki;
Yalnızlık koyup gidermiş insana,
Yalın bir yağmur gibi.
Yaslanmak istermiş bir yana.
Savaş alanında gibi yaslanmak,
Silah arkadaşına, ölüm yoldaşına.
Ruhun bulanırmış gibi kana.
Yola devam etmek istermiş, yan yana.
Tek istediği;
O koyup gitmeden,
Gitmekmiş sonsuzluğuna.

O kadar yalnızmışız ki;
Bunca gerçeğin tesirine rağmen,
İhtişamla kaybolurmuş insan,
Sadece hedef ve amaç,
Sahiplendiklerinin önünde kalan.
Tek bir yamaç,
Onları birbirinden ayıran
Ve yalnızlığı yaşatan.

Onca nefretle kalmış duygular,
Kurtulmak istenirmiş ya;
İhtişamla, saltanatla,
Gösterişin büyüsü,
Ve elde etmenin tutkusuyla.
Satarmış insan karşılığında,
Bile bile koşarmış yalnızlığa.

İşte o kadar yalnızmışız ki;
Sığdıramamış hiçbir zaman insan;
Bir bedene iki ruh,
Bir yaşama binlerce yaşatılan an.
Sığdıramamış.

İsmail Andaç Iltar
29.04.2008 01.55

24 Nisan 2008 Perşembe

Antalya



Ateşin yakar beni,
Yıldızlarının altında.
İlk aşklarını yaşamıştır bir çocuk bilmeden.

Yıllar yaşlansa da,
Değişmezdir sevgim bu şehre.
Çünkü hep gömdüklerim, onun elinde.

Kokular saklıdır bende,
Bu toprağa ait.
Yaralarımdan damla damla, akandır bu aslında.

Sözlerimle sana bağırarak,
Anlat aşklarımı yalnızca.
Yazdığım her ağıtla ağla,
Gül benimle Antalya, uzaklarda.

Beni sorma bu sokaklar ardında,
Gitmiş olurum ben dökülen yaprakla.
Yaşamak zor ama savaşırım hala
Sen Unutma beni, Antalya.

Dalgalar çarpar sana,
Bu sonsuz güneşin altında.
Yüreğimde aynı atar, ben olmasam da, oralarda.

Saklı bir kenttir içimde,
Çocukluğumun geçtiği.
Sokaklarında oynadığım her oyunla büyüttü beni.

İnanırım ben sadece,
Dönecek bu çocuk toprağına.
Bir portakal ağacı ekin üstüme, huzurumla baş başa…


İsmail Andaç Iltar
13.09.2002 00.44

Bu şiir, benim üniversiteye gitmek için Antalya’dan ayrıldığım zaman yazılmıştır. Daha onyedi yaşımda olmam ve bunları yazmam; gerçekten gariptir. Bundan bir yıl sonra İstanbul’da bir yaz akşamı; Antalya özlemimle, bu şiirin üstüne beste yapıldı ve beni anlat tek şarkı “Antalya” oldu.

23 Nisan 2008 Çarşamba

On iki Aralık ikibinyedi



Saatte kırk beş km,
Gidiyorum.

Yorgun bedenim vuruyor,
Yansıması dikiz aynasına.
Altımda asfalt
Bilmiyorum ne halt yediğimi
Bilmiyorum,
Gidiyorum.

Bir sokaktan geçiyor
Parıltılar gözbebeklerimin altına
Ruhuma doğru akıyor
Anılarıma açılıyor.

Arkadaş, can dediğim
Hayatımdaki güzellikleri sahiplendiğim
Ve sevdiğim zamanlara açılıyor.

Sorular içimi yerken bile
Nefrete yer vermiyor
Nedenleri sormamak ile
Konuşamamak sadece.

Bir çocuğun hayallerine sahip
Gururla taşıyan ve yaşayan
Çünkü hayallerim içinde onlar.
Onların elinde boynuma dolanmış ip,
Ayaklarımın altında geleceğim,
Önümde Parıltılar,
Yok oluyorum onların hayallerinde.

On iki aralık ikibinyedi
Kaybolan ben
‘Unut ve devam et’ dedi
Bir telefon uğruna,
Değersiz bir günü bekleyerek.
Arkadaş, canım dediklerimin uğruna,
Hayatımdaki güzelliklerin uğruna,
Kaybetmek korkusuna,
Kaybedilmek ve unutulmak.

Önümde Parıltılar,
Yok oluyorum onların hayallerinde.
Önümde zaman çok
Ama onlarsız olmuyor
Parıltılar önümde ya
İhtişam önümde
Hayallerim önümde
Ama hepsi yok oluyor.

On iki aralık ikibinyedi,
O gün bir esmer kedi
Başımı çok kötü deldi
Ve yavaşça yedi
Ama bir anda çıkıverdi
Ruhumu sulayan mavi gözlü
Bir esmer kedi
Hayatımda çıkıverdi
Özleyecek bu gözler ve yaşlar
O deli mi deli kediyi
Hiç sormayacak sözler ve dudaklar
Neden mi diye
Neden mi?

Ah o parıltılar!
O parıltılı günler ah!
Hayallerinizde olmayı özleyecek
Yağmurun toprağa,
Doğunun batıya,
İnsanın tanrıya,
Bağı gibi
Acı ile kopacak ‘Hayallerimin Bağları’

Saatte kırk beş km,
Bilmeyerek gidiyorum.
Gözlerim kamaşıyor ama
Güneş doğmuyor
Güneş doğmayacak
Güneş,
O gün son kez doğdu…

İsmail Andaç Iltar
10.04.2008 01.55

Hadi Len!



Hande mi yener?
Funda mı arar?
Hayır! Seray sever.
Bu üçüne önce Nejat işler sonra Ahmet çakar.
Bu geyik Celal'i bayar,
Bu geyiğe dayanamayan Ferhat göçer.
Yıllar sonra bunlar tarih olur,
O tarihide Gönül yazar,
Mehmet okur.
Bu mesajı on kişiye gönderirsen dileklerin kabul olur.
Bunada anca Kadir inanır.

Shakespeare - Bir Yaz Gecesi Rüyası 2.Perde, 1.Sahne



Demetrius;

Seni sevmiyorum, peşimi bırak artık.
Lysander’la güzel Hermia nerede?
Birini öldürmek istiyorum; ötekiyse öldürecek beni.
Bu ormana kaçtılar demiştin; işte ben ormandayım,
Ama aklım bende değil; Hermia’ma kavuşamadım çünkü.
Haydi, git yanımdan, gelme artık peşimden.

Helena;

Mıkbatıs gibi çekiyorsun beni – yüreği kaskatı bir mıknatıs.
Ama çektiğini demir sanma; has çeliktir yüreğim.
Sen çekme gücünü bırak, benim de kalmasın ardından gelme gücüm.

Demetrius;

Seni ayartıyor muyum? Tatlı sözler mi söylüyorum sana?
Seni sevmiyorum, sevemem demiyor muyum her zaman?

Helena;

Bunları duyarken bile ağzından, sevgim artıyor.
Senin sadık köpeğin oldum artık.
Beni dövsen de, sana sürtünmekten vazgeçmem.
Köpeğine ne yaparsan, bana da onu yap:
İt beni, tekmele, yanında yok say, bırak git,
Ama, sana layık değilsem de, izin ver peşinden geleyim.
Hiç değilse köpeğini sevdiğin gibi seversen beni,
Sevgilerin en yücesini bulmuş sayarım kendimi.

Demetrius;

Yeter artık, nefretimi daha fazla zorlama;
Neredeyse hasta oluyorum seni gördükçe.

Helena;

Bense seni görmediğim zaman hastayım.

Demetrius;

Bence bu davranışın pek yakışık almıyor.
Senin gibi bir kız başını alır buralara gelir,
Onu sevmeyen birine teslim eder mi kendini?
Gece karanlığında, böyle ıssız bir yerde,
Ya bana saldırırsa diye düşünmez mi?

Helena;

Kişiliğin yeterli güvence bana.
Yüzünü gördüğüm sürece gece gündüz benim için;
O halde henüz karanlık basmış değil.
Bu ormana gelince; dünyalar burada sanki,
Benim gözümde dünya sensin ve sen buradasın çünkü.
İşte karşımda duruyor, bana bakıyor ya dünya,
Kim demiş burası ıssız, ben de yalnızım diye?

Demetrius;

En iyisi kaçıp gitme buradan, bir yere gizlenmeli,
Seni de vahşi hayvanların insafına bırakmalı.

Helena;

En vahşisinin bile yüreği seninkinden yufkadır.
Haydi, nereye istersen kaç; varsın masal değişsin;
Apolla kaçıyor, Daphne peşine düşüyor olsun;*
Kumru kartalı kovalasın; ürkek karaca var hızıyla
Kaplanın ardından kovalasın; - neye yarar,
Kovalayan korkak, kaçan yürekliyse eğer?

William Shakespeare
Amaç, sevgi uğruna ölmek değil, uğrunda ölünecek sevgi bulmaktır.

*Nehir tanrısı güzel kız Daphne, Güneş tanrısı Apollo’dan kaçarken, onun elinden kurtulabilmek için bir defne ağacına dönüşmüş.

19 Nisan 2008 Cumartesi

Saat 9



Her sabah güneşini arıyorsun
Gülerek izliyor seni tanrı
Yüreğin bir yaprak gibi sarı.
Hayallerinden düşüyor,
Düşüyor kuyusuna
Derinden sesler fısıldıyor sana
Elini ver,
Elini ver.
Hayatını yeniden güneşe ser.


Yüzünü yıkamadan,
Bir suçlu gibi
Ne olursa sebebi
Utanıyorsun saat dokuzda
Yaşamak suçunu işlediğini
Birlikte onca domuzla.

On yerinden çarpık
İki bin model Toyatanla
Sallana,
Sallana.
Geliyorum cezam sana.
Kafamda bir sarık
Örtmüşüm tüm günah saydıklarımı
Anlasana,
Anlasana.

Neruda'nın dediği gibi
Ölüyorum yavaş yavaş.
Iraktaki gibi değil burada savaş
Ölüyorum yavaş yavaş.

Saat dokuzda;
Görmek için gözleri,
Bu yoksullukta.
Duymak için sözleri,
Bu solukta.
Son için yalvararak
Dizlerimin üstünde.
Dizelerimin üstüne.
Uzanarak...

İsmail Andaç Iltar
27.03.2008 00.34

18 Nisan 2008 Cuma

Tülay'a

Ama ne güldük?
Hani derler ya
Gülmekten öldük
İşte öyleydi o günler.
Yaşandı derya derya,
Hep seninle birlikte
Aynı yürekte
Yaşadı o günler.

Sen benim üst komşum,
Ben senin sarhoşunum.

Senin camında taş
Benim gönlümde yaş
Eksik olmadı hiç.
Ne yaz ne kış?
Sende hayaller
Hayallerin içinde erler
Eksik olmadı hiç.

Hatırlar mısın, sen ve ben?
Tabi ki senin içindeki şizofren.
Dik yokuşlardan kaydık.
Yoktu naylonda fren
Çarptık ve seninle ayıldık.
Tabi ki o günler hepimiz birer aydık, ay.

Hatırlar mısın, sen ve ben?
Tabi ki senin içindeki şizofren.
Taşıdık seni kaydığımız yokuştan.
Sen baygın, biz bitkinken
Çıkıverdi bir uçtan.
Aygır gibi bir adam.
Hatırlar mısın, sen ve ben?
Bir de aygır adam.

Özeldi
Güzeldi, zaman.

Aman,
Gözleriylen yemesinler seni
Çünkü bulamayız yenisini.
Aman deyeyim, aman.
Özletmesinler seni bana
Çünkü olurum o zaman
Atılmış koyun gibi yabana.
Aman deyeyim, aman.
Aman.

İsmail Andaç Iltar
19.04.2008 01.55

15 Nisan 2008 Salı

Çocuktuk



Çocuktuk
Tanıştık, hatırlamadığımız bir gün
Bulutlu ve soğuk
İlkbahardı, ilk bahar…

Çocuktuk
Ki adam mı olduk?
Seneler hüsranlarla boğuldu
Dalgaların üstüne uzandığım zamanlar
Hayat nefesi aldırdı
En güzel anlar.

Çocuktuk
Büyüdükçe küçüldük
Yaralarla sarıldık
Rüzgâr bedenimi,
Geçmişimin geleceğimi sarması gibi

Çocuktuk
Ayrıldık, hatırlamadığımız bir gün
Yollar ayrıldı
Zaman unutturarak değişti
Ama ben çocuk kaldım
Onca hüsran rağmen
Ya sen?

İsmail Andaç Iltar
13.04.2008 13.19

Bir milyon



Bir milyon burada
Işığa yürüyoruz,
Aydınlık bahçelere doğru.

Öyle hızlı çarpıyor ki yüreğimiz,
Gökyüzü yaran gürültüye benziyor
Ve öyle hızlı esiyoruz ki bu gelincik tarlasında
Önümüzdeki duvarlar eriyor ayaklarımız altında.

Şerefi ceplerinde unutanlara
Hatırlatıyoruz bu meydanda
Biz ataların çocukları
Göğsü dik duruyoruz önlerinde
Ve çarpıyoruz ayazımızı yüzlerine

Bir milyon burada
Tek ve yüce bir yıldız gibi yükseliyor göğe.
Nazım’ın memleketi burada.
Yabancı toprakta yatsa da
Hissediyor kemikleri halkının çığlıyla.

Ruhu ak gençler
Akıyor çağlayanlarda
Ve onlarda milyonlarda.

Yedi tepe titriyor taze adımlarının altında
Ve öyle sesleniyorlar ki dünyaya
Gururluca selam veriyorlar
Biz özgür pınarlara.

Eşkıya’nın elinden alıp silahı,
Kendisiyle birlikte gömüyoruz.
Sattığı kutsal toprağın altına.
Lakin layık değildir oraya
Çünkü biz atalarının çocuklarının
Milyonları var orada.

Bir milyon
Saymaya yetmez,
Rakam gerekmez.

Sesimiz özgürlüğümüzün kanatları,
Uzanmışız anavatana.
Ve sonra dünya olmuşuz,
Uzanmışız bilmediğimiz diyarlara.
Sonsuza dek parıldamak adına.

Bir milyon var orada.
Irk, din, kimlik demeden.
Halkın gücü var.

İsmail Andaç Iltar
30.04.2007 02.40

Ne yazarız be!



Ne yaşadım ki;
Anlatayım bu dönüm noktasını?
Ne gördüm ki;
Korkayım geleceğimden?
Ne duydum ki;
Sağır olayım bu sesden?
Ne kokladım ki;
Zehir deyeyim bu gelenden?

Ne yaşadım,
Ne gördüm,
Ne duydum,
Ne kokladım,
Hissettim sadece.

Ruhumun son telleri koptu,
Çalmaz oldu.
Sokaklarım suskun oldu,
Yitik oldum.

Aradım nedeni, bende mi diye?
Bulamadım kendimde.
Nefreti araç sayan,
Şerefi es geçen,
Onuru görmeyen;
Güç tutkunu insanlarda
Buldum nedenlerimi
Ve yok olan nefesimi.

Sahip olmak ya da olmamaksa,
Onlar için tek unsur.
Yol açmamak ya da kapamak,
Bizim için asıl kusur.

Biz ödünç verdiysek bunları,
Sahip olmak için değil!
Yaşatmak için kullanın.
Kullanacaksanız bir sefil şeklinde,
Geri verin, istemeden aldıklarınıza.

Gelecek sizin çürümüş ellerinizde
Utançla yazılacaksa eğer.
Yaşamamışlıkla;
Aynı hatalardan geçsek bile.
Görmemişlikle;
Yarın bize daha uzak iken.
Duymamışlıkla;
Birbirimizi dinlemezken.
Ve koklamamışlıkla;
Güzel olan her şeyi ezerken.

Biz hissederek yazarız.
Sadece bir umut ver.
Yolumuz olsun artık!.

İsmail Andaç Iltar
29.04.2007 02.07

14 Nisan 2008 Pazartesi

Andaç & Oğuz Kardeşler - Umut

Ne zaman karanlıklar çökse kopkoyu
Acılar gelse üstüme üstüme
Biri bir bıçak saplasa göğsüme
Gömülsem bataklıklara dizboyu

Ne zaman duysam sesini ölümün
Ölmüşlerim beni çağırsa: "Gel gel!"
Yok olmak yalnızlıktan daha güzel
Ne Farkeder ki! Ha yarın,ha bugün.

O zaman bir ses çınlar kulağımda
Beni mutlu eden ses son çağımda
"Dur gitme" der, "Dur bekle geliyorum"

Evet! Bir gün gelecek biliyorum
Seven, özleyen ellerle gelecek
Ve alev alev, güllerle gelecek

Ümit Yaşar Oğuzcan (Şiir Denizi 2, pg 478)

KLİBİ BURADAN İZLEYEBİLİRSİNİZ...

http://video.google.com/videoplay?docid=6327176506407229368

http://www.youtube.com/watch?v=vnbEQ4XA30Y

Gözde


Sen bir şairsin bilmesende;
Mısralarında yer kapmak ister herkes
Hissetmeden yüzerken gönül denizinde
Yorgun düşer şiir olursun.
Çok uzaklardan gelen bir ses
Kalemine konar ve ben olurum.

Sen bir abidesin bilmesende;
Hiç bir ressam kalem tutamaz
Okyanus gözlerinin önünde
ve kalpler sana tutkusuz duramaz
istesende, istemesende.

Sen bir yağmursun İstanbul'da;
Yere düşerken damlaların,
Bereketi olursun bu diyarın
ve toprakta biz oluruz
seninle yoğruluruz, bu yanlızlıkta.

Sen bir ilaçsın, anlamasanda;
Uyuşturursun derinden yavaş yavaş.
Sırt üstü uçan bir kuş gibi oluruz
ve ellerinde oluruz ayyaş.
Bazen de hasta bedenlere şifa olursun.
Bir gülüşünle sadece, bilmesende.

Sen bir taçsın, görmesende;
Gücün simgesini ellinde tutarsın
ve bilmessin ne işe yarayacağını.
Bazen unutursun kafandakini
Belirsizliğin karanlığına düşersin.

Sen bir gösterisin gönüllerde;
Festival gibi coşkuyla geçer
Her dakika seninle.
Sonra oturup düşünürüz
Daha ne kadar eğlenebiliriz diye?

Sen bir boğazsın bilmesende;
Ayırırsın bazen yürekleri
Anadolu ve Avrupa gibi
ve birleştirirsin bazen
sen ve ben gibi.

Sen bir dünyasın gözlerde;
Çevreni kendine benzetmenle.
Ana bağı gibi gelirsin,
Şefkatli ve cömert
Senin yanında olan
Sana bağlı yüreklere.

Sen niye bilmezsin bu diyarların hâkimi olduğuna?
Boş yalan mı gelir acaba bunlar.
Gerçeğin kazıdığı acı damgalarla
Kaçarsın gülüşlerin meleği
Biz sahip ruhlarla birlikte,
Kaçarsın sahip olduklarından.

İstanbul'umun anlamı,
Bak derinlere bilmediğin her şeye
Yaşamlara bak, değiştirdiklerine.

Bulacaksın bu umutsuzluğun içinde olsan bile
Yıldırım gibi çakacaksın; sonra yağmur,
Kelimeler doğacak ruhundan; sonra şiir,
Gözlerin parlayacak sonsuzlukta; sonra sevinç,
ve gururla yükselecek;
sonra Dünya olacaksın...

Binicik Kardeşine!
25.04.2007 13.16

Yangın

Günlük tutamadım her günün ardından
Korkup yanına gidemediğim onca kadını
Yazamadım, olmadı…
Bedenimin halatlarını alıp fırlatamadım
Kuramadım o sonsuz bağı
Yalnızlığın sessiz ağı
Aldı beni kendine

Bir şeyler yazacak olsam
Eski dostları görür gibi olur
Korkarım neden bilmeden
Sanki son dakikam
Ya da yeni bir yaşam
Korkarım neden bilmeden
Kaybettiklerimi göstermekten
Ne olduğumu bilmeden

Bulamazlar başka bir şey karşılarında
Seksen kilo etten
Yapılmış bir beden
Ve bir de üç kuruşluk ceketten,
Başka bir şey karşılarında
Bulamazlar…

Verilmiş cezam,
Bilmem hangi yasadan
Bana yaratılan bu zindan
Özgürlüğümü almamış sadece
Ecele kadar çekeceğim yük
Bindirilmiş üstüme
Bilmem kaç tondan

Karşınızda duramam
Keşke olsa hayat basit
Yazı tura
Beyaz siyah gibi
Hayır değil!

Yüreğimi yakan bir çeşit asit
Nefret ve kan
Ölüm gibi
Ölüm…

Acıtır
Öyle acıtır ki
Ruhumu sonsuz bir yangın gibi
Zalimce ısıtır
Ruhum değişir
Unuttuğunuz o güler çocuk
Olur, binlerce şiir
Duramaz karşınızda
Duramaz…
31.01.2008 01.28